İç-eri
- Berivan Kızılocak
- 4 gün önce
- 2 dakikada okunur

“İçeri” kelimesi köken olarak Eski Türkçede içgerü sözcüğünden evrilmiş; içe doğru, içte olan anlamlarını taşımaktadır. Bu yönüyle kelime yalnızca bir mekânı değil, aynı zamanda bir yönelimi ve bakışı da içerir. Ruhsal açıdan düşünüldüğünde ise “içeri”, kişinin kendi iç dünyasına doğru yönelttiği bakışı ifade eder. Peki ruhsallıkta bu “içeri” nasıl bir yerdir ve nasıl oluşur?
İnsan yavrusu, her şey yolunda ilerlediğinde, bir annenin kucağına - yani kendisinin dışında var olan bir gerçekliğin içine - doğar. Bu dış dünyada, kendisinden ayrı olan nesnelerle kurduğu ilişkiler aracılığıyla iç dünyasını ve içsel nesnelerini oluşturur ve geliştirir. Başka bir deyişle, dış gerçeklikle kurulan duygusal temas, içsel dünyayı şekillendiren temel zemini oluşturur.
Thomas Ogden, Wilfred Bion’un kuramına atıfla, gerçeklikle düşünce arasındaki ilişkinin dış dünyadaki duygusal deneyimle başladığını; bu deneyimlerin düşünme ve hissetme süreçleriyle devam ettiğini belirtir. Dış dünyada yaşanan her duygusal deneyim, zihinde işlenerek içsel bir anlam kazanır.
Zamanla, iç dünyamızda oluşan düşüncelerimiz, duygularımız ve içsel nesnelerimiz, dış dünyaya bakış biçimimizi belirler. Yaşadığımız olayları nasıl deneyimlediğimiz ve nasıl anlamlandırdığımız, ruhsal yaşamımız açısından belirleyici hale gelir. Bu deneyim ve anlamlandırma süreci, Bion’un kuramında ayrıntılı biçimde ele alınır.
Bion’a göre bebek, ruhsal ve bedensel ihtiyaçlarının karşılanacağı bir dünyanın var olduğu yönünde ilksel bir varsayımla dünyaya gelir. Bu noktada, bakım verenin bebeğin ihtiyaçlarını anlayabilmesi, hayalleyebilmesi ve kapsayabilmesi hayati önem taşır. Çünkü bu sayede bebek, kendi içinde henüz işlenmemiş, “çiğ” duyumlarını hazmedilebilir bir forma dönüştürebilir. Böylece yalnızca hazmedilmiş duygulara sahip olmakla kalmaz; aynı zamanda kendini anlayabilme, hayalleyebilme ve kapsayabilme süreçlerini de içselleştirir. Bu süreç, kimi zaman bir film izlerken ya da müzik dinlerken ortaya çıkan, kaynağı tam olarak bilinmeyen bir duygunun, o film ya da müzik aracılığıyla kapsanması şeklinde de deneyimlenebilir. Duygu, bir anlam çerçevesi bulduğunda katlanılabilir ve düşünülebilir hale gelir.
Özetle; anne bebeğin içine bakabildikçe, bebek de kendi içine bakabilme ve iç dünyasına sahip çıkabilme cesareti geliştirir. İçteki bu bakışın niteliği, dış dünyada yaşadıklarımızı nasıl içselleştirdiğimizi, nasıl aktardığımızı ve nasıl yorumladığımızı belirler.
Kaynaklar:
Nişanyan Sözlük
İç Dünya ve Dış Gerçeklik Etkileşimi ve Yansımaları, Işın Sayın Tamerk - İç Dünya Dış Gerçeklik



